Sn. Bülend TUNA'nın açılış konuşması
Panel Forum Fotoğrafları
DEĞERLİ MESLEKTAŞLARIMIZ,
Mimarlar
Odası Bursa Temsilciliği’nin daveti üzerine, 22-23 Ocak 1986 tarihlerinde
Uludağ-Kirazlıyayla’da bir araya gelen Ankara, İstanbul, İzmir Şubeleri ile
Antalya Temsilciliği ve Bursa Temsilciliği seçilmiş yönetim kurullarının
sözcüleri toplantı bildirimini “BURSA DEKLERASYONU” başlığı altında tüm Mimarlar
Odası birimlerine duyurmuştur.
15-16 Mart
1986 tarihlerinde gerçekleşen Mimarlar Odası 30. Olağan Genel Kurulu, gündemin
de yer alan Antalya ve Bursa Temsilcilikleri’nin şube olma istemlerini görüşmüş,
ayrı ayrı oybirliği ile kabul etmiştir.
Mimarlar
Odası’nın yeniden yapılanma sürecinin başlangıcı kabul edilebilecek “BURSA
DEKLERASYONU”nun 20.yılında ve o tarihten bu yana her genel kurulda gündeme
gelen şube olma istemleri ile bugün 23 şubeli Mimarlar Odası, deklarasyonun ilk
7 maddesindeki tespitler doğrultusunda çalışma programlarını oluşturmaktadır.
Yine
Bursa’da, Mimarlar Odası’nın 20 yıllık gelişimini tartışacağız bu kez. Ve
Nurdoğan Özkaya’yı ve Engin Omacan’ı saygıyla anarak.
BURSA ŞUBESİ
Sevgili
Dostlar
BORA AKÇAY
Dile kolay,
20 yıl olmuş. Hani dün gibi, 22-23 Ocak 1986 günlerinde Uludağ-Kirazlıyayla’ da
toplanıp çok yoğun bir çalışma sonucu Odanın sonraki yıllarına yönelik önemli
bir aks değişikliğinin temelini atan “Uludağ Deklerasyonu” nun oluşturulması.
Ülkede 12 Eylül rüzgarlarının esintisi sürerken sorumluluk duyan bir avuç
insanın birlikteliği bu önemli belgeye kaynak olmuştu. Peki sonrasında ne oldu ?
Geçen 20 yılda nereden nereye geldik? Gelin isterseniz bir kez daha sunalım
beyinlerimizi bu canalıcı konuya, tartışalım.
Geleceğe
yönelik yeni düşünceler çıkar ortaya belki, ne dersiniz ?
Bu kez iki
eksiğimiz var; sevgili Nurdoğan ÖZKAYA ve Sevgili Engin OMACAN bulundukları
yerden bizleri izliyor olacaklar sanırım. Onları da sevgi ve hasretle anacağız.
23 Eylül 2006 Cumartesi bir kez daha Bursa’ da. Haydi dostlar, bekliyoruz.
KİRAZLI YAYLA DEKLARASYONU ve SONRASI : GENEL BİR BAKIŞ
FATİH SÖYLER
(Özet)
1986 Kirazlıyayla’dan günümüze geçen süre içinde Mimarlar Odası’nı
değerlendirmek 12 Eylül öncesi ve sonrasına kısa da olsa, değinmeden olanaksız
görülüyor. Toplumsal yaşam ve o yaşamdaki dönüşümler, önünde sonunda o toplumun
tüm bireylerini ve bireylerini olduğu kadar toplumsal-siyasi örgütlenmeleri
etkiler. 12 Eylül öncesinde yaşananlar, birçoğumuzun belleğindedir. Elbette, 12
Eylül sonrasında yaşananlar da… Bu yaşananlardan, toplumun tüm kesimleri gibi
Mimarlar Odasının da payını alması kaçınılmazdı. İşte bu noktada, 12 Eylül’ün
trajik etkileri hala sürerken, bu dünyada eşine az rastlanır bir darbe ile
tarihin ikiye bölündüğü bir dönemin özgün koşullarını dikkate almadan Oda’nın
Kirazlıyayla toplantısına götürülmesini –Kirazlıyayla Deklarasyonunun kendisini
tartışma dışı bırakarak- sitemle karşıladığımı belirtmek isterim.
Bu tutum
Oda’nın sonraki yıllarında, bir çelişki gibi görülse de, aslında 12 Eylül ile
yakalanan bütünleşme fırsatını kaçırttığı gibi, yeni ve kapsamı, daha da
önemlisi içeriği değişen ayrışmaların zeminini oluşturmuştur.
1996 Habitat
Zirvesi, Kocaeli ve Düzce depremleri ile 2005 UIA Genel Kurulu meslek
ortamımızın ve dolayısı ile Oda çalışmalarının da her boyutta etkilendiği önemli
olaylardır. Ancak, Kirazlıyayla’dan günümüze Oda’nın yaşam öyküsünü, bu önemli
olayları unutmamak kaydıyla ve ana hatları ile, 2 aşamada değerlendirebiliriz.
İlk aşama,
1986 Genel Kurulundan sonra başlayan ve 1995 Ürgüp Olağanüstü Genel Kuruluna
kadar süren örgütsel“yeniden yapılanma” çalışmaları ile belirginleşir.
Deklarasyonun 7. maddesi ile belirlenen Oda’nın örgütsel bütününün “en verimli
çalışmasını sağlayıcı yeni düzenleme ve örgütlenme şekilleri geliştirilmesi”
hedefi, Oda’nın uzun bir “olağanüstü genel kurullar” dönemi yaşamasına yol
açmıştır. Bu dönem, Oda’nın TMMOB’den bağımsız ve serbest mimarlık hizmetinin
örgütlendiği bir “meslek kurumu” haline dönüşmesini amaçlayan bir yapının
filizlenmesine de ortam sağlamıştır. Bu aşamada Oda yönetmeliklerinin
ayrıntılara girerek çoğaltıldığını, Oda bürokrasisinin “kurumsallaşma” niyetini
aştığını, Deklarasyonun amaçlarından biri olan yatay örgütlenmenin katılımcı
yönetim hedefinin sağlanamadığını, aksine bir “seçilmişler” demokrasisi
yaratmaya başladığını görmekteyiz.
İkinci
aşamayı daha çok bir “arayışlar” dönemi olarak değerlendirebiliriz. Oda
tarihinde belki de en ciddi kırılma noktalarından biri olan Ürgüp Olağanüstü
Genel Kurulu’ndan itibaren meslek alanında dünyada olup bitenlere gösterilen
duyarlılık ve ilgi artmış, Hizmet Ticareti Genel Sözleşmesi ve AB bütünleşme
süreci ile ortaya çıkan yapısal metamorfozdan Oda’nın nasıl
etkileneceği ve bu etkilenmeler karşısında nasıl tavır alınacağı en önemli
sorunsal olarak gündemdeki yerini almıştır.
Bu ikinci
aşamanın, Ürgüp Olağanüstü Genel Kurulu öncesi ile ortak olan diğer bir belirgin
özelliği ise, Oda’nın “kurumsallaşma” sürecinde, giderek üye
sorunlarından/üyelerden uzaklaşması, mesleğimizle ilgili ülke sorunlarının ele
alınışında yapılı çevre ve koruma konularına ağırlık verilmesidir. Bu gelişmede,
dünyada ve Türkiye’de yaşanan neoliberal değişimin yarattığı kavramsal kaosun
meslek ortamımıza da yansımasının, solun tüm dünyada yaşadığı ideolojik
bunalımdan Oda’nın da payını almasının etkisini belirtmek gerekir.
BURSA DEKLARASYONU
BAYAZIT BÜYÜKYILDIRIM
1986 “Bursa
Deklarasyonu” Mimarlar Odası tarihinde yeni bir dönemin başlangıcıydı.
Ama ne olduysa, nasıl olduysa şimdi, eski dönemden daha tehlikeli bir süreci
yaşıyoruz sanki.
O tarihe
kadar:
* Mimarlar Odası Genel Merkezinde yoğun siyaset ve kadroları egemendi. Mimarlık
ve mimarın sorunları ya 2.-3. planla ya da o dönemin egemen siyaseti ve
kadroları doğrultusunda ele alınırdı.
* Ankara, İstanbul, İzmir şubeleri dışında diğer oda birimleri söz sahibi olamaz
ya da egemen siyaset ve kadrolarıyla aynı görüşteki birimler ve mimarlar etkin
olurlardı.
* Ve odamızda demokrasi : Sadece “Oy esasına dayalı ve sonucu önceden belli bir
seçim oyunu” ydu.
Denebilir ki: “Nasıl Olur? Nerde o siyaset? Bu gün, daha çok mimarlık ve mimarın
sorunlarıyla uğraşılıyor…
Doğrudur. “ O siyaset ” bu gün yok. Mimarlık ve mimarların sorunlarıyla da
ilgileniyor.
Ama bu gün,
yeryüzünü ve yaşamı kasıp kavuran başka ve çok güçlü bir siyaset var.
Kendi
felsefesi, sermayesiyle, kendi teknolojisi, malzemesiyle, topu tüfeği yerine
medyası, sanal kültürüyle, mesleği uzmanlığa, sanatı zanaata dönüştüren bir
siyaset.
Mimarlığı
daraltıp içini boşaltan, mimarı taşeronlaştıran “ Tekelci Küreselleşme”, azgın
bir sel gibi yayıldıkça, pazarı, mimarlık alanları genişliyor sananlar ne acı ki
bu taşeronluğa severek soyunuyorlar.
Oysa
genişleyen; pazar değil, mimarlık değil, yok olan yaşam alanları.
Bu acı
gerçeği gizlemek için mimarlık, adeta süslü bir “ Grafik ve prezantasyon ” yani
bir “Desen ve sunum” pazarına, yarışına indirgeniyor. Sanat zanaata dönüşüp
pazara düşünce, eser ürüne, değer fiyata dönüşüyor. Bu yeni sürecin ekonomi
politiği, yeryüzünün binbir çeşit coğrafyasına, bu farklı coğrafyaların
yarattığı binbir çeşit kültüre, tektipleşmiş mimarinin farklı desen ve
sunumlarını “Modern Mimarlık”, “Çağdaş Mimarlık” diye dayatmaya, uygulatmaya
çalışıyor.
Bu dayatma
ve uygulamalar mutlaka yeni sorunlar yaratacak ve karşıtını doğuracaktı.
Yeni
mimarlık aslında, kendi yarattığı ve daha da yaratacağı sorunlarla uğraşıyor.
Şimdi
dünyanın her yerinde ve her alanda, doğal yaşamı ve özgünlüklerini korumak için
halklar başkaldırıyor.
Belki bu
anlamda “Bursa Deklarasyonu”, biraz ürkek, biraz güçsüz ama dünyada ve
Türkiye’de bir bakıma “Tekelci Küreselleşme”ye ilk başkaldırıydı.
Dilerim
Bursa’da daha ayrıntılı konuşabiliriz.
MİMARLIK MI? MİMARİ Mİ?
ŞÜKRÜ KOCAGÖZ
Bursa
deklarasyonu bir dönüm noktasıydı. Ancak Mimarlar Odamız o günden bugüne bu
dönüşü ne tamamladı ne de gerçekten özümsedi.
Deklarasyon
mimarlığın daha iyi ve doğru yapılması için yeni bir strateji tanımlıyordu. Bu
strateji iki bileşkeli bir eksen üzerine kuruluydu. Birinci bileşke ile daha iyi
bir meslek pratiği için daha iyi bir mesleki örgüt tanımlanıyordu. Bu yaygın
“şubeleri” olan “yatay örgütlenmesi” güçlü bir oda tarifiydi; ve bu bileşke
“Bursa” olağanüstü kongresi ile (Bazı grupların şiddetli muhalefetlerine rağmen)
yaşama geçirildi. İkinci bileşke ise mimarın bu örgütlenme içinde “İŞİNİ” yani
“MİMARLIĞI” iyi, doğru ve dürüst yapması için gerekli “norm” ve “standartların”
giderek bir mimarlık yasasının gerekliliğini tanımlıyordu. Bu bileşke ise
Nevşehir Olağanüstü Kongresinde red edildi.
Bu sürecin
böyle olduğunun kanıtı, bazıları benimsemese, hatta sevmese de, Serbest Mimarlar
Derneklerinin kurulmuş olmasıdır; ve artık Oda şubelerinin sorunsuz açılabilir
olmasıdır. (Hatta bunun sorun olabileceği unutulmuştur.)
Sonra ne
oldu?
Bursa
Deklarasyonu “DOĞRU MİMARLIK” “YATAY ÖRGÜT” eksenini benimsemişken zaman içinde
oda “DOĞRU MİMARİ” “YATAY AMA OTORİTER MERKEZLİ” bir eksene oturdu. Bursa
deklarasyonu T.M.M.O.B. den ayrılma perspektiflerini dahi içerirken şubeler
merkeze çok bağımlı, merkez de T.M.M.O.B. ye çok bağımlı yaşamını sürdürdü.
“DOĞRU
MİMARLIK”tan “DOĞRU MİMARİ” anlayışına dönüşümü de biraz açımsamak gerekir.
Bursa deklarasyonundaki anlayış: doğru örgüt, doğru mimarlık giderek kamusal
yükümlülüğümüz olan “doğru çevre” oluşumuna pozitif katkıda bulunacaktır,
anlayışıydı. Bursa deklarasyonunu hiçbir şekilde şöyle okuyamayız: “Biz öyle bir
örgüt kuralım ki “MİMARİ”yi, giderek “ÇEVREYİ OLUMSUZLAŞTIRAN FAKTÖRLERE
MÜDAHALE ETSİN”
“Mimari
faaliyet” ve mimarlık “ÇED”imiz altında olsun” işte o zaman zaten mimarlar
işlerini (mecburen) “DOĞRU” yapacaklardır. Doğru mimarlık ancak böyle yapılır.
(yaptırılır.)
Bursa
deklarasyonu böyle okunamaz. Ama mimarlar odası eksenini “yatay” örgüt “doğru
mimarlık” bileşkesinden yukarıdaki “yatay ama otoriter örgüt, doğru mimari”
eksenine zaman içinde çevirmiştir.
Çevirmiştir
ve giderek “mimarlığın doğru yapılmasını” unutmuş, ilgilenmemiştir. Oysa Bursa
deklarasyonu bileşke ve stratejilerinden sapmamış bir oda bugün “Doğru Mimarlık”
yapan üyeleri ile “mimari” üzerinde, ülkedeki çevresel olumsuzlukların üzerinde
çok ciddi söz ve yaptırım sahibi olacaktır. Bir toplumsal örgütün görevi, sözü
dinlenir “baskı grubu” olmaktır. Önce kendi işini ne kadar iyi yaparsan baskısı
o kadar saygın ve etkin olur.
Amerikayı bu
konuda da yeniden keşfetmeye gerek yoktur.
Baskı
kuracağı alanı “denetleyebileceğini” sanmak ve örgütlenmeyi, çalışma programı
eksenlerini buna göre yapıp üyelerin bu yolda davranıp bu eksende “mimarlık”
yapmasını beklemek odanın zaman içindeki politikası olmuştur.
Kanaatimce
bu da Bursa Deklarasyonunun amaçladığı ülkü değildir.
“Bursa
Deklarasyonu bugüne sapmadan ulaşsaydı ne olurdu?” Sorusunu somut bir örnekle
açımsayalım
Bugün mimarlık mesleğinin, pratiğin en önemli sorusu olan: “mimar malzeme
üreticilerinden komisyon alabilir mi?” sorusu cevaplanmış ve uygulaması (cevap
evet de olabilir, hayır da) yatay örgütlenme modeli içinde yapılıyor olurdu.
“Gülün Adı”
romanındaki “İsa öldüğünde üzerinde ne vardı?” sorusunu “mimar öldüğünde
üzerinde ne olacak?” şeklinde soralım. Mimarlar odasının bununla ilgilendiğini
hiç gördük mü?
Bu somut
örnek (bazılarınca soyut olarak algılanabilir) bugün oda’nın nerede olduğunu, 20
yıl önce Bursa’da neyin amaçlanmış olduğunu açımsıyordur umarım.
M. OSMAN AYDIN
O dönem
Odayı yönetenler 1980 darbesinden Odayı çok fazla yara almadan başarıyla
çıkarmışlardır. Ancak Oda, ülkedeki sorunlar nedeniyle ve sorunlara direnciyle
özellikle o tarihten önceki on beş yıllık süreçte daha çok bir meslek örgütü
değil de toplumsal muhalefet örgütüymüş gibi davranmıştı, bu duruma zorunlu da
kılınmıştı.
12 Eylülün
toplum üzerindeki, Meslek Odaları üzerindeki olumsuz etkilerinin yavaş yavaş
azaldığı yıllardandı 1986 yılı.
İşte bu
yılın 22-23 Ocak günü Bursa’da biraraya gelen Ankara, İstanbul, İzmir Şubeleri
ile Antalya ve Bursa Temsilciliklerinin seçilmiş Yönetim Kurullarının sözcüleri
mimarlara, Mimarlar Odası yöneticilerine ve hatta halkımıza iki önemli noktayı
yeniden anımsattılar. Birincisi Mimarlar Odası sadece Toplumsal Muhalefet Örgütü
değildir. Aksine ülkemizde mimarların, mimarlık alanıyla ilgili sorunların
çözümünü sağlamak üzere kurulmuş bir meslek örgütüdür. İkincisi ise mimarlık
eylemi sadece Ankara, İstanbul, İzmir’de gerçekleşmemektedir. Bütün Anadolu’da
gerçekleşmektedir. O günkü yapısıyla Oda; sorunların çözümünü sağlayamamaktadır.
Örgütsel bütünlük içerisinde yeniden düzenleme ve örgütlenme şekillerinin
geliştirilmesine gereksinim vardır.
Bursa
Deklarasyonu olarak adlandırılan deklarasyonda; bilindiği gibi Mimarlar
Odası’nın politikaları, çalışmalarda süreklilik ve kurumsallaşma, mesleğimizin
ve mimarların saygınlığı, Odanın çalışma anlayışı, yeni düzenleme ve örgütlenme
şekilleri ile ilgili çok önemli maddeler yer almıştır. Ayrıca deklarasyonda
katılımcıların; Antalya ve Bursa Temsilciliklerinin Şube olma yeterliliğine
sahip olduğu kanaatine vardıkları yer almış ve yine deklarasyonda yeni
örgütlenme şekilleri ve düzenlemelerle ilgili Olağanüstü Genel Kurul
önerilmiştir.
Deklarasyondan birkaç ay sonra toplanan Genel Kurulda Antalya ve Bursa
Temsilcilikleri Şube olma hakkı elde etmişlerdir. O Genel Kuruldan bugüne hemen
hemen her Genel Kurulda birkaç Temsilcilik Şube olmuş, yapılan olağan olağanüstü
Genel Kurullarda bu deklarasyonun maddelerini içeren tartışmalar yapılmıştır.
1990lı yılların başından bu güne kadar da sorunların çözümüne yönelik bir meslek
yasasının gerekliliği, gereksizliği tartışmaları sürüp gitmiştir. O günden
bugüne deklarasyondaki çok önemli maddelerle ilgili çok fazla yol aldığımızı
düşünmüyorum. Bu süreçle ilgili çok erken kaybettiğimiz Nurdoğan ÖZKAYA’nın
“meslekle ilgili yönetmelikleri, yasaları ya örgüt olarak hazırlar uygulanmasını
sağlarsınız ya da birileri sizin dışınızda yaparlar, size dayatırlar” sözlerini
doğrularcasına en önemli örneği Yapı Denetim Yasası’nda olduğu gibi dayatmaları
kabullenmekle geçti düşüncesindeyim.
Ancak bugün
Türkiye’de Mimarlar Odası’nın 23 Şubesi var. Ve büyük çoğunluğu deklarasyonun
yayınlandığı tarihlerde bazılarının iddialarının aksine üç şubeli yıllardan çok
daha fazla ülkenin kentlerinin sorunlarına olumsuzluklara karşı mücadeleleriyle
kentlerinde ciddi bir Sivil Toplum Örgütü örneği olarak örnek gösteriliyorlar.
Evet 23 Şube var ama onların gerekliliğine inanan deklarasyonun yayınlanmasının,
örgütün gelişmesinin ana mimarları Engin OMACAN ve Nurdoğan ÖZKAYA ağabeylerimiz
artık aramızda yoklar, Ankara, İstanbul, İzmir Şubelerinin dışındaki Şubeler
bugünkü konumlarını büyük oranda onlara borçlular, onları saygıyla anıyorum.
Yirmi Yılın Ardından
BURSA DEKLARASYONU
(Özel Yaklaşım)
YÜCEL GÜRSEL
Bursa
Deklarasyonu, Türkiye’nin yaşamaya mahkum edildiği baskı dönemine karşı verilen
toplumsal mücadelenin bir parçası olarak, Mimarlar Odası’nda sürdürülen
mücadelenin dönüm noktası ve güçlü bir demokrasi talebinin ifadesidir.
Bu talep,
öncelikle 12 Eylül rejiminin baskılarını aşma, aynı zamanda, meslek örgütümüz
içinde demokrasi kültürünü geliştirme çabasının politik iradesi olarak
biçimlenmiştir.
Yirmi yılı
aşkın bir süreden sonra, Mimarlar Odası çalışmalarının öncelikli ve ağırlıklı
bir gündem maddesi olarak öne çıkan “Türkiye Mimarlık Politikası” oluşturma
çabaları, 22-23 Ocak 1986 tarihli “Bursa Deklarasyonu” nun güncelliğini,
geçerliliğini ve yol göstericiliğini açıkça ortaya koymaktadır.
Deklarasyon
daha başında birinci maddesi ile, politikanın, bilime dayalı olduğunu, ulusal ve
uluslar arası niteliğini temel bir ilke olarak belirtmektedir.
5.maddesi
ile politik mücadele de, “güncele ve olumsuzluklara müdahaleci” aynı zamanda
“alternatif üreten” bir anlayışı esas kabul etmektedir. Alternatif üretme
konusunda, ciddi bir sorgulamaya ihtiyacımız olduğu söylenebilir.
2.madde de
ifade edilen “süreklilik ve kurumlaşma” doğrultusunda önemli adımlar atılmasına
karşın, değişen yönetim kurulları ile, kurumsal birimlerin ilişkisi, sürekli
gelişimi sağlayacak kültür geliştirilememiştir.
3. ve 4.
madde ile hedeflenen “gelişen koşullara uygun normların” yani yapı üretiminin
modernleşmesi ve “yapılı çevrenin iyileştirilmesi, niteliğinin yükseltilmesi,
temel sorunları karşısında, hangi çabayı gösterdiğimizi ve ne ölçüde başarılı
olduğumuzu, açıkça tartışabilmeliyiz.
6.madde ile
amaçlanın “mesleğimize yakın diğer mesleklerle ilişkilerin yeniden tanımlanması
ve netleşmesi” alanında; başlangıçta yoğun bir ilişki ve çalışma ile, inşaat
mühendisleri ile olan sorun çözülse de , son yıllarda, ilişkisizlik, meslek
şovenizmi, sağgörü ve sağduyu yetersizliği egemen olmuştur.
Deklarasyonun 7. ve 8. maddeleri doğrultusunda, mimarlık toplumundaki,
örgütlenme potansiyelinin ve demokrasi taleplerinin önü açılmış, zaman zaman
sorunlu birimler ortaya çıkaran popülist kararlar verilse de, yurt çapında
yaygın ve etkinlik potansiyeli yüksek bir örgütsel yapı oluşturulmuştur.
20 yılı
aşkın zaman geçmesine, dünya da ve Türkiye’de köklü dönüşümler yaşanmasına,
küreselleşme koşullarına ve A.B. sürecine rağmen, Bursa Deklarasyonu, ilkeleri,
stratejik ve politik hedefleri ile geçerliliğini koruyan bir belge ve dönemin
mihenk taşıdır.
Değerli
meslektaşlarım,
ŞEMSETTİN TUGAY
Önce
Ülkesinin, sonra Mimarlık mesleğinin geleceği, onuru ve çıkarları için, 1986
yılında Bursa Kirazlıyayla’da toplanan bir avuç mimarın hazırladığı deklarasyon
üzerinden, İnsan yaşamında oldukça uzun bir süre sayılan tam 20 yıl geçti.
O yıllarda
çağdaş mimarlık meslek örgütü görüntüsü vermeyen oda yapılaşmasına tepki ile,
büyük bir mimarlık kitlesinin yanlız İstanbul, Ankara ve İzmir‘den
yönetilemeyeceği düşüncesi ile bizler kendi aramızda sorunlarımıza çare
arayışına girdik.
Aslında
çıkış noktamız; Her kentte yaşayan mimarların kendi kendilerini yönetmesi,
yöresine has sorunlara eğilmesi, Mimarlar Odası Merkezinin memuru olmak yerine
kendi kentinin patronu olması, sonra da Genel Merkezde tüm birimlerin katılımı
ile Mimarlık mesleğini onurlu ve çağdaş bir meslek haline getirmek için çaba
harcamak olmuştur.
Deklarasyonun hemen ertesinde Bursa ve Antalya Şubelerinin kurulması, daha
sonraki yıllarda diğer şubelerin kurulması, deklarasyonu imzalayan 16 kişinin
değil, arkasında kendilerini destekleyen binlerce mimarın başarısı olmuştur.
20 yıl önce
başlattığımız mücadelemiz yalnız “ yeni şubelerin kurulması” çabası olarak
görmenin de haksızlık olacağı kanısındayım. Bugün mesleki denetimlerin
yaygınlaşması,
ihtisas ayrımı, sosyal ve mesleki aktivitelerin artması, her ilin kendi
binalarına kavuşabilmesi ve daha birçok ”iyi ve doğrular” 23 Ocak 1986 yılında
atılan imzalar ertesinde kazanılmaya başlanmıştır.
Deklarasyonun salt içeriğine bakıp, gerçekleşenler – gerçekleşmeyenler şeklinde
ayrım yapmak da doru bir yaklaşım olamaz. Koca bir yirmi yılda sosyal, kültürel,
toplumsal vb. birçok öğenin aynen kaldığını söylemek, sorunlarımızın devam
ettiğini veya bittiğini savunma yanlışına düşülmemelidir.
Örneğin hala istediğimiz-özlediğimiz bir “Mimarlık Yasası” , bizleri yeterince
koruyan ve kollayan “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’ a sahip olduğumuza inanıyor
musunuz ?
Bu nedenle
de genç meslektaşlarımız, o günleri hiç akıldan çıkarmadan, çağdaş ve uygar
toplumlarda mimarın yerinin aynısına hatta daha fazlasına sahip olabilmek için
bizlerden daha fazla çaba harcamaları gerektiğine inanıyorum.
Bursa ‘da
düzenlenecek Panel ve Form’ da görüşmek üzere tüm meslektaşlarımı sevgi ve
saygılarımla kucaklıyorum.
ULUDAĞ DEKLARASYONU
YURDANUR SEPKİN
“Mimarlar
Odası’nın tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır” diye düşünüyorum, Uludağ
Deklarasyonu konusunda.
Kurulan yeni
şubeler ; kentlerine de yerel yönetimlere de yön verme etkinliğine ve gücüne
kavuştular, bu kabulle.
Ülke
ölçeğinde düşünüldüğünde : ne kadar başarılı olduğumuzu değerlendirmek
durumundayız.
Bu gün , tüm
gücü elinde tutan ve rant çevresinde el ele vermiş birlikteliğe karşı;
kentle-
rimize ve korunası yapılarımıza sahip çıkma adına yeterince donanımlı mıyız?
Meslek
formasyonu olarak, içinde yer almamamız gerektiğine inandığım TMMOB platfor –
munun her fırsatta ,mimarın çalışma alanını daraltma hatta yok etme
saldırılarını önlemek konusunda başarılı mıyız ?
Meslek
içinde: çalışma alanları farklı meslektaşlarımızın çabalarını vesayet altına
alma yetki-
sini kendimizde bulabiliyor muyuz ?
Aynı çalışma
alanı içinde bile, kişisel yarar düşünmeden , bir başka mimarın eserini korumak,
hakkını gözetmek gibi onurlu ve etik tavır takınabiliyor muyuz?
Mimarlık
alanında, genelden özele saydığım ve aşılması gerektiğine inandığım tüm
olumsuzluklara rağmen, 1968 Uludağ Deklarasyonu’nu , “Mimarlar Odasının
Demokratik Yapılanması “ adına “Milat” olarak gördüğümü belirtmek istiyorum.
Mimarlar
Odası Bursa Şubesini, etkin çabaları nedeniyle kutlayarak saygılar sunuyorum.
merhaba,
FARUK SOYDEMİR
öncelikle çagrınız için teşekkürlerimi iletmek isterim.
uludağ-kirazlıyayla toplantılarının benin için özel bir yeri vardır.mimarlar
odasının çeşitli dönemlerinde yönetim kademelerinde bulundum.çeşitli
toplantılara katıldım.fakat,uludağ-kirazlıyayla toplantılarının çok özel
konumunu hiç bir zaman unutmadım.o toplantıda bulunmak ve mimarlar odası
vede mimarlık mesleği için yapılan tartışmaların içersinde olmak benim için
her zaman bir sevinç kaynağı oldu.
toplantı sonunda alınan kararlar;mimarlar odasındaki çalışmalarımda bana
adeta rehber oldu.
toplantı sonunda alınan kararları içeren deklerasyon,bence mimarlar odası
için bir dönüm noktası niteliğini oluşturmaktadır.
alınan kararlardan en önemlisi;YERELLEŞME ve YATAY ÖRGÜTLENME dir.
bu gün geldiğimiz noktada baktığımız zaman,uludağ deklerasyonu nun büyük
kısmının mimarlar odasında hayata geçtiğini vede uygulandıgını görüyoruz.
şu andaki şube ve temsilcilik sayımız,ve mimarlar odası çalışmalarındaki
yerelleşme anlayışımız bunun en güzel kanıtıdır.
özetle:
uludağ-kirazlıyayla deklerasyonu ve onun sonucunda oluşan anlayış,mimarlar
odası için büyük bir kazanımdır.
16/eylül/2006 tarihindeki toplantı için yaptıgınız çagrı için tekrar
teşekkür eder,başarılar dilerim.
Dostlar;
BORA AKÇAY
Meğer 20 yıl
geçmiş üstünden, farkında bile olmadık. 1986 ocağının sonuna doğru
Kirazlıyayla’da Sedat Hoca’nın (Sedat Hakkı ELDEM) o güzel yapısında bir araya
gelip Ülkeyi, Odamızı, mimarlığımızı eni konu tartışmıştık. Ne güzel düşünceler
üredi o süreçte ve ne doğru bir temel atıldı yeni yapımıza.
“Mimarlar Odasının politikası BİLİM’e, MESLEĞİN ve ÜYELERİN DÜNYADAKİ ve
ÜLKEDEKİ SORUNLARI’na dayanır. Çalışmaların birleştirici unsuru bu prensibin
yaşama geçirilmesidir.”
Böyle bir
yaklaşımın bizi yanlış yöne götürmesi olası mıydı ? Elbette hayır. Hele
arkasından;
“ Çalışmalarda süreklilik ve kurumlaşma esastır.” İbaresi yer
alırken.
Mimarlık
mesleğinin ve mimarların saygınlığı ile mimarlığın temel sorunlarını kapsamlı
bir biçimde tartışmış, ilkeler saptamıştık.
“Mesleğin ve mimarların toplum ve dünya kültürü karşısındaki saygınlığı, gelişen
koşullara uygun normların oluşturulup, geliştirilmesi ve savunulmasına
bağlıdır.”
“Yapılı çevrenin ve onun kapsamındaki barınma gereksiniminin iyileştirilmesine,
niteliğinin yükseltilmesine ve bu yolla insanlığın gelişmesine katkıda bulunmak
mimarlığın temel unsurudur.”
Mimarlığın
ve mimarların içinde bulunması gereken konum ve tavrı böyle saptarken, yöntem
üzerinde de tartışmış, yaşadığımız topluma karşı görevlerimizi de tanımlamıştık;
“Bunu sağlamak için güncele, olumsuzluklara müdahaleci, mücadelesini ürettiği
alternatiflerle zenginleştirip somutlaştıran bir çalışma anlayışını kabul eder.”
Gerçekten
mimarca değil mi ? Ama bütün bunlar yalnız mimarların ve mimarlığın sorunu mu
olmalıydı ? Hayır !
“Bu doğrultuda mesleğimize yakın diğer mesleklerle ve ilgili bilim dalları ile
olan ilişkilerini yeniden tanımlayıp netleştimeye yönelik çalışmalara öncelik
verir.”
Ve bütün bu
değerlendirmelerin ışığında odamızın örgütsel yapısını irdelemiş ve günün
koşulları ile geleceğe yönelik beklentilerin süzgüsü çalışmalarda yerini
bulmuştu.
“Yukarıdaki saptamaların ışığı altında Mimarlar Odası örgütsel bir bütündür. Bu
bütünün en verimli çalışmasını sağlayıcı yeni düzenleme ve örgütlenme şekilleri
geliştirilmelidir. Bunun için olağanüstü genel kurul yapılması gereklilik olarak
saptanmıştır.”
“Temsilciliklerin şube olmaları konusunda Mimarlar Odası Yönetmeliğinin 61.
maddesinde ifadesini bulan yasal prosedürün dışında göz önüne alınması yararlı
görülen;
-
Şube olma isteğinin ortak irade olması,
-
Yeterli üye sayısı,
-
Temsilcilik olarak meslekî aktivitesini ortaya koymuş olması,
-
Çevre ile olumlu ilişkiler, başarılı aktiviteler yaratmış olması,
-
Kentin ve bölgenin özelliklerinin şube olmayı gerektirmesi,
-
En yakın şubenin çalışmalarının yoğun olması gibi değerlendirilmesi
gerekli kriterler görülmüş,
Bunların değerlendirilmesinin yönetmelik çalışmalarında göz önüne alınması uygun
görülmüştür.
Şube olma isteminde bulunan BURSA ve ANTALYA temsilciliklerinin faaliyetlerinin
bilgilendirilmesinden sonra kriterler kesinleşmemesine rağmen şube olma
yeterliğine sahip olduğu kanaati katılan üyelerce paylaşılan bir görüş
olmuştur.”
Peki büyük
bir örgütsel mutabakat ile oluşturulan bu bildirge sonrası geçen 20 yıllık
süreçte neler gerçekleşti ve nelere ulaşamadık. Gelin şimdi de bunları
tartışalım. Belki yine yapılacak bir şeyler vardır. Ne dersiniz ?
Şimdi artık
aramızda olmayan sevgili Nurdoğan ÖZKAYA ile Engin OMACAN’ı hasretle anacağız bu
arada.
MESLEKİ ÖRGÜTLENMEDE YENİ BİR
SÜREÇ MELİH TÜRA
12 Eylül 1980 sonrası esen
sert fırtına hafiflerken, meslek örgütleri, STK’ ları yavaş yavaş duruşlarını
belirginleştirmeye başlarlar. Mimarlar Odası’ nda da bu süreç özellikle meslek
politikaları, mimarlığın ve mimarların varlığının sağlam bir zemine oturtulması
üzerine başlatıldı. 1984 Ocak ayında yapılan Bursa Temsilciliği seçim
toplantısında görev verilen yönetim kurulu, öncelikle çalışma ortamının
düzenlenmesi için çaba sarfetmiştir.
Küçük bir İşhanı’ nda, aydınlığa bakan 20 m² lik bir ofis,
İnşaat Mühendisleri Odası Bursa Temsilciliği ile birlikte kullanılıyorken, 1980
sonrası ilgisizlik ve terkedilmişlik ile aynı kattaki Makina Mühendisleri Odası
Bursa Temsilciliğinin deposu haline gelmiş.
Demirbaşlar belirlenmiş, kapalı olan telefonlar açtırılmış,
kullanılır ve çalışır duruma getirilmiştir. Arşiv ve evraklar elden geçirilmiş,
üye kayıtları bilinen ve tanınan meslektaşların da yardımlarıyla güncellenmeye
başlanmış, dahası tabelalarından belirlenen mimarlarla iletişim kurularak,
ziyaret edilerek temsilciliğin üye kayıtlarına işlenmeleri sağlanmıştır.
Üyelere yönelik sosyal etkinlikler zinciri, mimarlık
söyleşileri, paneller, sergiler, fotokopi ile çoğaltılıp üyelere gönderilen
bültenler, sonraları dergi yayınlanması, kamuoyuna yönelik çalışmalar, yerel
yönetimler ile iletişim, meslek düzeni ile ilgili yoğun çabalar (uzmanlık
ayrımı, mesleki denetim için mücadele), proje üreten üyelerin müelliflik hakları
ve diğer mesleki sorunlar için bilgilendirme, destek ve çözüm arayışlarına
yardımlar ve pek çok çaba “BURSA DEKLERASYONU” nun 8.maddesindeki kriterlerin
yazılmasını gerektirmiştir.
Böylelikle Mimarlar Odası 30.Genel Kurulu gündeminde yer
alan Bursa ve Antalya Temsilciliklerinin şube olma istemleri görüşülerek ayrı
ayrı oybirliğiyle kabul edilmiştir. Bu genel kurulda verilen karar, yalnızca
Mimarlar Odası için yeni bir dönemin başlangıcı değildi. TMMOB bünyesindeki
meslek odalarında da yatay örgütlenme çalışmaları hemen başladı. İstanbul,
Ankara ve İzmir dışındaki diğer büyük İllerde de temsilcilikler birer-ikişer
şube olma yönünde çalışma ve çabalarını sürdürdüler.
Mimarlar Odası platformunda, günün şartlarına uyumlandırma
çabaları ile defalarca ele alınan, gözden geçirilen yönetmeliklerimiz, uzun
yıllardan bu yana bıkıp-usanmadan görüşülen, tartışılan Mimarlık Meslek Yasası,
ulusal ve bölgesel sorunlara kamu yararı açısından yaklaşımlar, çözüm
arayışları, mimarlık eğitimi ve sonrası, meslek içi eğitim konuları üzerine
çalışmalar…
Son yıllarda ülke olarak içine iyice saplandığımız AB
süreci, Mimarlar Odası’ nı da etkilemekte, bir çok mesleki iyileştirme
çalışmaları, yazışmalar, toplantılar, tartışmalar vb. etkinlikler…
20 Yıllık bu süreçte Mimarlar Odası (23 şubeli etkinlik
alanlarındaki temsilcilikleri, oda temsilcilikleri ile) “BURSA DEKLERASYONU”
nun ilk 7 maddesindeki tespitler doğrultusunda çalışma programlarını
oluşturmaktadır.